Hatay’ın Evliyaları

ABDULLAH BİN HUBEYK

Evliyânın büyüklerinden. İsmi Abdullah bin Hubeyk bin Sâbık, künyesi Ebû Muhammed, nisbesi el-Kûfî, el-Antâkî’dir. Kûfe’de doğdu. Antakya’da yaşadı. Doğum ve vefât târihleri bilinmemektedir. Abdullah bin Hubeyk büyük âlim Yûsuf Esbât’ın derslerinde yetişti. İlim ve feyz aldı. Tasavvufta evliyânın büyüklerinden Süfyân-ı Sevrî hazretlerinin yolunu tâkib etti. Zühd ve takvâda üstün bir dereceye yükseldi. “Bu ümmet içinde Yahyâ aleyhisselâmın zühdüne sâhib zât” diye meşhûr oldu.

KERAMET VE MENKÎBELERİ

İYİ  İNSAN  KİMDİR?

Abdullah bin Hubeyk’e; “İyi insanları nasıl ayırd edebiliriz?” dediler. Cevâben buyurdu ki:

“İyi insanların güzel âdetlerinden birisi, Allahü teâlâyı gece gündüz anmalarıdır. O’nu anma zikir kalb ve dille olur. Ancak kalbin zikri daha üstündür.” Sonra;

“Kalblerinizi, Allahü teâlâyı anmakla diriltiniz. Onun korkusuyla doldurunuz. O’nun sevgisiyle nurlandırınız. O’na kavuşma arzusuyla sevinçlendiriniz ve biliniz ki; O’na olan sevginiz derecesinde yükselir, niyetlerinizin doğruluğu ile, nefsinizi kahreder, şehvetlerinizi yenip amellerinizi temiz kılabilirsiniz.” buyurdu.

AHMED BİN ÂSIM ANTÂKÎ

Evliyânın meşhûrlarından. İsmi Ahmed bin Âsım, künyesi, Ebû Ali ve Ebû Abdullah’tır. Antakya’da doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. Âilesi Antakya eşrâfından îtibâr edilen kimselerdi. 853 (H.239) senesinde vefât etti. Ahmed bin Âsım Antâkî’nin gençliği ilim tahsili ile geçti. Zâhirî ilimlerde olduğu gibi bâtınî (kalb) ilimlerinde de yüksek derecelere yükseldi. Ebû Süleymân-ı Dârânî’nin sohbetlerinde kemâle geldi. Tebe-i tâbiîn neslinden olup, Fudayl bin Iyâd ve Hâris-i Muhâsibî gibi zamânının en büyük velîleri ile görüştü. Bişr-i Hafî ve Sırrî-yi Sekatî’nin akranlarındandır. Ahmed bin Ebi’l-Havârî’nin üstâdı kabul edilir.

BEYİTLER

MÜMİN  NASIL  OLUR?

Evliyâ-yı kirâmın, meşhur olanlarından,

Şu güzel sözleriyle, vâz ederdi her zaman

Mümin önce okuyup, tam öğrenir dînini,

Sonra da buna göre, düzeltir her hâlini.

Günah işlerse eğer, üzülür, kalbi yanar,

Çıkarmaz hatırından, tâ ölünceye kadar.

“Ben Rabbime nasıl da, karşı geldim?” diyerek,

Pişman olur ve ağlar, göz yaşları dökerek.

İyi bir iş yaparsa, kusurlu, noksan bulur,

Hatırlamaz onu hiç, zîrâ hemen unutur.

AHMED KUSEYRÎ

Evliyânın meşhûrlarından. İsmi Ahmed bin Abdurrahmân Kuseyrî’dir. Doğum târihi bilinmemektedir. 1549 (H.956) senesinde Hatay’da vefât etti. Türbesi Şenköy’de ziyâret mahallidir. Aynı âileden on yedi zâtın kabri de bu türbededir. Aslen Suriye Selçuklularından olup, soyu Eshâb-ı kirâmdan Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbâs’a dayandığı rivâyet edilmiştir. Babası Şeyh Abdurrahmân 1464 senesinde Hatay’a yerleşmiş, Ahmed Kuseyrî burada doğmuştur. İlim ehli, tasavvuf erbâbı ve insanlara rehberlik eden bir âileye mensuptur. Dedesi Şeyh Süleymân ve babası Şeyh Abdurrahmân, Şâfiî mezhebinden ve Halvetî tarîkatındandılar. Tekkeleri Yayladağı’nı Lazkiye’ye bağlayan eski kara yolu üzerindeki Hırbe çiftliğindeydi. Hanyolu köyünde Şeyh Dâvûd ve Hatay’da Şeyh Ali adında iki amcası vardı. Her ikisi de âlim ve fâzıl kimselerdi. Halep’te Zekeriyyâ aleyhisselâm Câmiinde verdiği vâzlar ve hutbeleri büyük bir alâka ile dinlenirdi. 1545 senesinde Halep’te Ferhat Paşa ile görüştü. Ferhat Paşa onun ilimde ve yaşayışta üstünlüğünü görerek hürmet ve ikramda bulundu. Kendisine Osmanlı Devleti adına bir ferman takdim edip müsellimlik verdi. Halep’ten tekrar Şeyh köyüne dönüp, Hatay’da Ehl-i sünnet îtikâdını yayıp zararlı akımların ve kötü alışkanlıkların kaldırılması için büyük mücâdeleler verdi ve üstün hizmetler yaptı. Kânûnî Sultan Süleymân Han onu İstanbul’a dâvet etti. İstanbul’a gidip pâdişâhın meşhûr dîvân sohbetlerinde bulundu. Pâdişâh hürmet ve ikrâm gösterdi. Rütbeler ve nişanlar verdi. Osmanlı Devleti adına yaşadığı Hatay bölgesinin en yetkililerinden ve özellikle Kuseyr mıntıkasının efendisi oldu.

KERÂMET VE MENKÎBELERİ

SİZE BİR EMÂNETİM VAR

Bir gün dilenci kılığında birisi tarafından Ahmed Kuseyrî’nin evinin kapısı çalınır. Kim olduğu sorulunca, Ahmed Kuseyrî’yi görmek istediğini söyler. Evde olmadığı bildirilince; “Size bir emânetim var.” diyerek bir dağarcık, bir torba ve küçük bir çıkını bırakıp almalarını söyleyerek ayrılıp gider. Giderken de; “Sonra uğrarım.” der. Ahmed Kuseyrî hazretleri geç vakit eve gelir. Hanımı da kapıya gelen ziyâretçiden ve bıraktıklarından bahsetmeyi unutur. Gece yarısı mutfaktan sesler işiterek gidip bakarlar. Bırakılan küçük kaptan kazanlar dolduracak kadar bal taşıyor. Torbadaki bir avuç darı çuvallar dolduracak kadar artıyor. Çıkından ise çil çil altınlar taşıp yerlere dökülüyor. Ahmed Kuseyrî; “Nedir bu hâller?” diye sorunca hanımı şaşkın ve hayretler içinde; “Bilmiyorum.” der; “Bugün bize gelen oldu mu?” diye sorar. Hanımı hatırlayıp; “Evet bir ihtiyar geldi. Sizi sordu. Sonra uğrarım diyerek bunları bıraktı. Bereketlenip taşan bu şeyler ona âittir.” dedi. Ahmed Kuseyrî hazretleri bir an düşünüp; “Bu gelen Hızır aleyhisselâm mıydı yoksa?” deyince, bırakılan kaplardaki artmalar ve taşmalar durdu. Böylece Hızır aleyhisselâmın bereketine kavuştular.

YÛSUF BİN ESBÂT

Velîlerden, hadîs, fıkıh ve kırâat âlimi. Tebe-i tâbiînin büyüklerindendir. Nesebi, Yûsuf bin Esbât bin Vâsıl eş-Şeybânî, el-Kûfî’dir. Künyesi Ebû Muhammed’dir. Haleb ile Antakya arasında bir köyde doğdu. Antakya’da yaşadı. 810 (H.195) de vefât etti. 811’de vefât ettiği de rivâyet edilmiştir. Âmir bin Şüreyh, Süfyân-ı Sevrî, Yâsîn ez-Zeyyât gibi zâtlardan hadîs-i şerîf rivâyet etti. Kendisinden; Ebü’l-Ahvas, Mahmûd bin Mûsâ, Müseyyib bin Vâhid ve Abdullah bin Habîb el-Antakî gibi âlimler rivâyette bulundular. Hadîs-i şerîf ilminde sika, güvenilir bir zât olup, zamânının en üstünlerindendir.

KERÂMET ve MENKÎBELERİ

ONA AĞLIYORUM

Yûsuf bin Esbât hazretleri buyurdu ki: “Ben Allahü teâlâdan şu üç meziyete sâhib olmayı istiyorum: 1) Vefât ederken hiç param olmasın, 2) Vefât ederken hiç borcum olmasın ve 3) Vefât ederken kemiklerimde et kalmasın.” Ölüm hâlinde iken, kendisini ziyârete gelen hazret-i Huzeyfe-i Mer’aşî, onu çok fazla ızdırap içinde göz yaşı döküp inliyor gördü. “Allahü teâlâya kavuşacaksın. Şimdi ağlayıp inlemek zamânı mıdır? Niçin kendini üzüyorsun?” dedi. Bunu duyunca; “Ne yapayım. Vallahi ben bu zamana kadar yaptığım ibâdetleri, tam bir ihlâsla yapabildiğimi zannetmiyor, ibâdetlerimin kabûl olup olmadığını da bilemiyorum. Acaba hâlim ne olur? Ona ağlıyorum.” buyurdu. Hazret-i Huzeyfe, Yûsuf bin Esbât hazretlerinin bu sözlerini işitince; “Şu sâlih zâta bakın ki amelindeki ihlâsından korkuyor. O böyle söylerse bizim hâlimiz nasıl olur?” diyerek istigfâr etti.Vefâtı arzu ettiği gibi oldu. Zayıfladığından derisi kemiğine yapışmış gibiydi.

Beyazıd-ı Bestami

Asıl adı Ebu Yezid Tayfur İbni İsa Sarahan’dır. Birçok ilimleri öğrendikten sonra kendini tasavvufa verdi. Derin birçok alim ve arifleri gibi Beyazıd-ı Bestami de Horasanlıydı. Taberistan’daki Bestam kasabasında gözlerini hayata açtı. 8’inci asrın son yılında yani, 800 senesinde doğdu. Annesi Ümmiydi. Fakat o kadar temiz bir kalbi vardı ki, haram bir tek lokma ağzına koysa derhal karnına sancılar saplanır, kusardı ve bu sırada oğluna süt emzirmezdi. İşte Beyazıd-ı Bestami böyle bir ana ile dindar bir babanın bütün meziyetlerini tevarüs etmişti. Beyazıd-ı Bestami daha küçük yaşından itibaren, sokakta çocuklarla oyun oynayacağı yerde, camiye koşuyor, günlerini ibadetle geçiriyordu. Annesini çok sevdiği için uzak yerlere gitmek isteğini susturmaya çalışıyordu. Fakat bir gün ilim aşkı galip geldi ve memleketini terketti. Yıllarca gurbetten gurbete sürüklendi, sefalet ve meşakkat çekti. Nihayet gurbetin meşakkatine ve annesinin hasretine dayanamadığı için memleketine ve evine döndü. Kapıyı çaldığı zaman annesi:

– Kim o? diye seslendi.

– Benim anne, oğlun!..

Annesi ile sarmaş-dolaş oldular. Anne, oğlunun hasreti ile döktüğü yaşlardan dolayı iki gözünü de kaybetmişti.

Beyazıd-ı Bestami annesine karşı olan sevgisini şöyle anlatıyor:

“- Soğuk bir geceydi. Annem uyumuştu. Ben, elimde testi ile onun başında bekliyordum. Uyanınca su istedi. Su donmuş ve ellerim testiye yapışmıştı. Annem:

– Testiyi neden yere koymadın? dediği zaman:

– Sen, benden su istediğin zaman hazır olmamasından korktum.

Annesi oğluna dua eti ve ona ilim ve irfan için tekrar gurbete çıkabileceğini söyledi. Beyazıd-ı Bestami yeniden gurbete çıktı.

Beyazıd-ı Bestami yolda adamın birinin, “Allahuekber” dediğini duydu. Adama sordu:

– Ne demektir bu söz.

– Allah herşeyden büyüktür.

– İyi ama onun yanında birşey yok ki, mukayese etmeye kalkıyorsun.

Beyazıd-ı Bestami, Ebu Hanife mezhebini kabul etmişti.

Beyazıd-ı Bestami bütün hayatı boyunca ibadet etti. Beyazıd-ı Bestami yılın bütün günlerini oruçla geçirirdi. Yalnız Kurban ve Ramazan bayramı günlerinde oruç tutmazdı.

Beyazıd-ı Bestami 74 yaşında vefat etti.

Atakan KONUKSEVER

Antakya Ülkü Ocakları İlçe Yöneticisi

Bir cevap yazın